Göğsümün tam
ortasında, nefesimi boğazlayan bir sızı gibi yazdın bana. Yazdın. Hiç bakmadın.
Yüzünü görseydim korkardım. Masum olduğuna inanmadım hiç. Kaçmaya
çalıştım, inan. Birilerinin gittiği zamanlarda aldım seni içeri, mecburdum. Boşluğumun
bekçisi oldun. Yokluğun her yerimi kapladı. Bütün
alem bir uykuya daldığında sesini bekledim. Mavi. Serin. Korkunç. Gözlerimi yumdum sımsıkı kokuna. Derimin üstünde ellerin,
insafsız. Yalvardım ağladım. Git... Gelmedin. Ağaçların altında gölgeni
aradım. Kurumuş yaprakların altında ellerini. Seni gömdüğüm yeri bulamadım. Yatağın
başucunda bir bardak. Bardağın içinde takma dişlerim. Uçsuz bucaksız kum
tepelerinden dünyaya bakıyorum. Güneş nefesimi boğazlayan bir sızı gibi. İçime çekiyorum.
Yazar olma rüyası içinde kaybolmuş bir babanın, rüyalara meraklı kızı ve onun uyduruk hikayeleri.
4 Ocak 2015 Pazar
25 Mayıs 2014 Pazar
PİŞMİŞ
Yaşlı bir kadın olmayı özlüyorum. Takma dişlerim bardağın içinde yatıyor. Dudaklarım açmamış bir gül, yüzümün ortasında. Zaman mahmur. Avlunun serinliğine yürüyorum. Çilli begonya, güzel kızım. Küpelerini takmış hazırlanmış. Bir karanfil kopartıp kulağımın arkasına yerleştiriyorum. Ölmüş kocam geliyor aklıma. Bütün ölmüşler için mırıldanıyorum. Kimse uyanmadan bir kahve. İzmariti aynı yere saklarım her sabah. Mutlu muyum mutsuz mu düşünmedim hiç. Kızgınlığımı bilirim, sevindiğimi bilirim, kırgınlıklarımı tanırım ama mutlu muyum bilmem.
Şimdi bu öğlen sıcağında, hiç yaşamadığım ve çoktan yitip gitmiş bu hayatın içine süzülüyor, derin nefesler alıyorum.
Bana kim olduğumu soruyorsun. Sana kim olduğumu anlatıyorum işte. Yaşlı bir kadınım ben. Bedenim her gün biraz daha kırışıyor, çürüyor. Genç adam. Kendisini yaşlı bir kadın gibi anlayabilecek bir kıza sevdalanma hevesinde. Kursağı kilitli. Gardiyanlar! Bütün kapıları kapatın. Kimlik kontrolü yapmadan giriş yasak. Ya çıkış?
10 Kasım 2013 Pazar
AZ PİŞMİŞ
Dünyanın en büyük çöllerinden birinde, tuz taşıyan
kervanının başında, hırçın devesiyle tek vücut, gözlerini kısmış uçsuz bucaksız
kuma bakıyor. Yirmi gündür yoldalar. Yirmi yıldır. Yirmi yıl daha. Onunla benim
aramda ne var? Seninle benim aramda ne var?
Anneannem -ki dünyanın en iyi anneannesi olduğunu söyleyecek
değilim- derdi ki; insanları çok kızdırırsan dilini keser, yedi dağın en yükseğindeki
yedi kuyudan birinin içine atar, suya düşen dilini bulman için yedi deveyi
yanına verir, seni ömür boyu sürecek bir arayışa gönderirler. Günlerin geceye,
gecelerin yakıcı bir güneşe dönerken, bir zamanlar ormanın en şen kuşu gibi
rahatlıkla çıkardığın sesleri çıkarabilmek için, sarı sessizlikte yol alır,
acıların en fenasını çekersin. Gırtlağından çıkardığın sesleri, ölmekte olan
bir hayvanın son yakarışları olarak duyan leş yiyiciler etrafını sarar. Bir insanın
yalnızlığı kadar üzücü ne var bu hayatta? Hikayesini anlatamayan insan ne için
yaşar? Sen hangi hikayeyi anlatmak için yaşıyorsun?
Yola çıkmadan yedi gün bekledim. Ağaran güne, öldüren geceye
dualar ettim. Ağladım ağladım uyandım. Toprağın içinden geçip ölülerin mekanına
ulaştım da sofralarına ortak olup karnımı doyurdum. Dünyada korktuğum
iğrendiğim hiçbir şey kalmayana kadar iğrendim, korktum. Yedinci günün
sabahında, develerin en büyüğünün üstüne atladım ve küçük kervanımla yola
koyuldum. Geçtiğim ormanlar koyu, nehirler derin, dağlar yüksekti. Günler
günleri, aylar yılları kovaladı. Gün boyunca hiç durmadan yol alıyor, her gece
aynı ağacın altında konaklıyor, aynı rüyayı görüyor ve o lanetli kuyuya
yaklaştığımı hissediyordum.
3 Kasım 2013 Pazar
ÇİĞ
kapıyı çekip çıktım. imla kurallarının allah belasını
versin. içime tıkıştırmaya çalıştığım dünya ağzımın kenarından çeneme doğru
süzülüyor. temizleniyorum. küçükken kimse öğretmedi mi sana; insanın kendini,
kendinden temizlemesi gerek. sifonu çekmeyi sakın unutma. su, geride bıraktığın
hatalarını alıp odaların yan duvarlarından, ayağının altından, kafanın
üstündeki tavandan, üstünlüğü bilmem ne onayı ile kanıtlanmış garantili
borularla geçirerek temizleyecektir. yerin altı unutmak istediğin her şeyi
saklar. ölüleri de. bazen, borularda bir sızıntı oluşur. kokunun nereden
geldiğini anlamazsın başta. o iğrenç kahverengi ıslaklık tavana yayılmaya
başlar. birinin bedeni çürür. içeriden. gün gün. saat saat. izlersin. çürümez belki
dersin. çürür. küçülür. rengi solar. kurur en çok. pul pul. ölünün ayakları kuş
ayakları. kıvrık. mor. soğuk.
git hadi okuma bunları. bunlar iyi gelmez insana. ellerine bakar
olursun. damarlarına. ölülüğüne. bir varmış bir yokmuş. sana fark ettirmeden en
önemli gerçeği o zaman söylemiş masalcı. bir var bir yok. lafa yoklukla
başlayıp, sonsuz mutlulukla bitirmek insanın büyük gücü. ayakta alkışlanır
böylesi. iyiler iyi. kötüler kötü. herkes ölü. son cümleyi çıkartıyoruz
metinden. her şeye yeniden başlamak lazım. soru: yas sürecinin aşamaları. süre yarım
saat. acıyı hizaya sokmak gerek. işimiz gücümüz, dönmesi gereken bir dünyamız
var. aş artık bunları. ey ulu akıl, sana sığmayan hiçbir şey kabulümüz değil. patoloji
bizim işimiz. hiç baktın mı sözlüğe pato ne demekmiş zamanlardan bir zaman? git
bak. hayır bakma. insanların aklına bunları sokmanın kime yararı var? akıl ve
düzen nişanlandı. kestik pastasını yedik. sen de ordaydın.
söyleyecek hiçbir şeyi kalmayan insanın sessizliği canımı
acıtıyor. hayır yanlış söyledim. acımı hatırlatıyor. bir yazar var. unutmak için
hatırladı. çünkü daha genç. yaşamak istiyor. cümle yapıları, kurgular,
anlamlar. okurda merak uyandırmak şart. bu yıl yayımlanan kitabı ile ilgili
konuşmak üzere kendisini sahneye davet ediyoruz. göz ucuyla susuyorum. sahne. altı
lağım. her yerin altı lağım. patolojik bir durum. bilim buna bir çözüm bulmalı.
hatırladığında…
24 Eylül 2013 Salı
Etkileşimsiz (19)
UYANMAK
Uyumak gerekirdi ki uyanabilesin. Sırtını yataktan kaldırırken önce boyun omurları. Saçlarının yastıktan ayrıldığı an. Ayakların. Duvar. Gözlerin. Evet, önce onlar. Kapat, aç. Kapat. Yollar, yollar, rüzgar, bulut, çay. Ellerim anahtarda, parada, düğmeler, asansörler, koltuklar, kaşıklar ve hatta çatallar. Dişler, dudaklar, tırnaklar, rimeller, rujlar, cüzdanlar. Yanımda oturan yabancı adamın baldırı baldırımda. Ani bir fren. Elim bir kadının saçlarında. Pardon. Sinirli gözler. Parlak saçlar, renkli, yol yol. Sana bir yol var üç vakte kadar. Büzülmek istiyorum. Küçülmek. Görünmez olana dek ufalmak. Bir incir tanesi olmak. Rüzgar. Olsun, bulut yine olsun. Yollar olsun. Boyun omurları olmasın, saç yastıktan ayrılmasın, kan vücuttan çekilmesin. Kaç kez daha uyanacağım?
Uyumak gerekirdi ki uyanabilesin. Sırtını yataktan kaldırırken önce boyun omurları. Saçlarının yastıktan ayrıldığı an. Ayakların. Duvar. Gözlerin. Evet, önce onlar. Kapat, aç. Kapat. Yollar, yollar, rüzgar, bulut, çay. Ellerim anahtarda, parada, düğmeler, asansörler, koltuklar, kaşıklar ve hatta çatallar. Dişler, dudaklar, tırnaklar, rimeller, rujlar, cüzdanlar. Yanımda oturan yabancı adamın baldırı baldırımda. Ani bir fren. Elim bir kadının saçlarında. Pardon. Sinirli gözler. Parlak saçlar, renkli, yol yol. Sana bir yol var üç vakte kadar. Büzülmek istiyorum. Küçülmek. Görünmez olana dek ufalmak. Bir incir tanesi olmak. Rüzgar. Olsun, bulut yine olsun. Yollar olsun. Boyun omurları olmasın, saç yastıktan ayrılmasın, kan vücuttan çekilmesin. Kaç kez daha uyanacağım?
Etkileşimsiz (18)
KUCAK
Hiçbir öyküde dikiş tutturamayan birinin öyküsünü yazarken çıkmıştık evden. Biiir, kiiii ve hadi üç de benden olsun. Ama sen bir deyince dön yine de. Bekletme. Demezdin... Bir şey demezdin pek. Bütün inatların merkezindeydin. Ben sana bakmadığımın kanıtı olarak, gözlerimi gözlerine teyeller kuşları seyretmezdim. Bağlar ayrılığın habercisidir. Kirpiklerim yanaklarımdan yuvarlanıp koynuna düştüğünde olanlar olabilirdi. Hepsi öykücünün suçudur bak sana söylüyorum. Koynunu yazmayı unutmuş kederden. Yahut korkudan. Veya utangaç bu adam canım. 'Canım' lafın gelişi. Benim gelişimse rüzgarlı bir günde olacak. Yok daha neler! Bakacağız artık önümüze. Öykümüze ne yazıldıysa o. Kelimeler kucağımda bekliyorum.
16 Eylül 2013 Pazartesi
Etkileşimsiz (17)
TEMEL
Kan içinde uyanıyorum. Terim döşeği eritmiş, oradan evin temellerine kadar gitmiş de haberim olmamış gece boyu. Gece uzun. Bir ucundan sen çekiyorsun, diğer ucundan ben. Karanlık seyrelir belki. Bize fizikte öyle okutmuşlardı temeli sağlam okullarda. Yok. Seyrelmiyor. Hayıflanıyorum Çünkü hayıflanmak sadece çocuk kitaplarında geçer. Uzaktan bakıyorum çocuğa. Bir el karnımı buruyor. Bir şeyler arıyor olmalı içimde. Gırtlak. Yutak. Sunak. Sen olsan yan yana koyar resmini yapardın seslerin. Bu sesler bana tek bir şey söylüyor. Tek bir şeyi söyleyemediğim için bir sürü ses çıkarıyorum. Bir ol diyor, bir öl. Sen kaç kez..?
Kan içinde uyanıyorum. Terim döşeği eritmiş, oradan evin temellerine kadar gitmiş de haberim olmamış gece boyu. Gece uzun. Bir ucundan sen çekiyorsun, diğer ucundan ben. Karanlık seyrelir belki. Bize fizikte öyle okutmuşlardı temeli sağlam okullarda. Yok. Seyrelmiyor. Hayıflanıyorum Çünkü hayıflanmak sadece çocuk kitaplarında geçer. Uzaktan bakıyorum çocuğa. Bir el karnımı buruyor. Bir şeyler arıyor olmalı içimde. Gırtlak. Yutak. Sunak. Sen olsan yan yana koyar resmini yapardın seslerin. Bu sesler bana tek bir şey söylüyor. Tek bir şeyi söyleyemediğim için bir sürü ses çıkarıyorum. Bir ol diyor, bir öl. Sen kaç kez..?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)