SEN
Halbuki ben her akşam dizlerinde yatabilir, aynı rüyaları defalarca görebilirdim. Sen kıpırtısız oturabilir, dışarıdaki karanlığı seyredebilirdin. Anlamlar aramamız, her allahın günü şu lanet dünyaya alışmamız gerekmezdi. Ama sen her zaman planlıydın. Beni dizlerine yatırıp karanlıktan bahsettiğin günlerin sayısını bile belirlemiştin. Ben seziyordum. Seni durdurmak için uğraşıyor, ikna etmek için her şeyi istediğin gibi düzenlemeye çalışıyordum. İyileş diye büyüler yaptım, kurtulman için dünyanın en güçlü kahramanlarını seferber ettim, koştum, uçtum, atladım, bekledim, konuştum, sustum, durduramadım. Sen ölümdün.
Yazar olma rüyası içinde kaybolmuş bir babanın, rüyalara meraklı kızı ve onun uyduruk hikayeleri.
10 Mayıs 2013 Cuma
9 Mayıs 2013 Perşembe
Etkileşimsiz (12)
ANLAM
Sebep akşamın karanlığı mı, sessizlik mi, yoksa içimden söküp atamadığım bu boğucu, gri, yapışkan duygu mu bilmiyorum. Dehlizlerde yürüyorum. Loş, ıslak, pis dehlizlerde. Dar ve kaygan merdivenler, beni boşluğa fırlatıyor. En derinde hafif bir ışık. Kapılar. Hepsini tek tek açıyorum. Gördüğümü gördüğüm anda unutuyor, her anı tekrar yaşıyorum. Şimdi burada, başımın üstünde tonlarca ağırlıkta kayalar, kayalara oyulmuş odalar, odaları gizleyen duvarlar arasında, beni bunaltan hissin kaybolduğunu fark ediyorum. Şimdi burada tek şey var: Merak. Bu duygu, aşk kadar güzel. Dünyadan da eski bir kapıyı itiyorum. Kapının arkasında bir masa, masada sırrı dökülmüş bir ayna, önünde büyük kutular içinde envai çeşit kolyeler, küpeler, yüzükler... Aynadaki belli belirsiz görüntüme bakıyorum. Boynumu süsleyen kolyenin sahibini düşünüyorum. Bir zamanlar benim durduğum yerde durmuş, benim baktığım aynaya bakmış ve her şeyi geride bırakıp gitmiş bu kadının gördüklerini merak ediyorum. Hüzün, tüm şefkatiyle içimi dolduruyor ve huzur veriyor. Kuru dizlerinde uyanıyorum. Kıpırtısız duruyorsun. Yattığım yerden dışarıdaki ağaca bakıyorum. Kara kuş gitmiş. Bütün sorularımın bu kadını ünlediğini üzüntüyle anlıyorum.
Sebep akşamın karanlığı mı, sessizlik mi, yoksa içimden söküp atamadığım bu boğucu, gri, yapışkan duygu mu bilmiyorum. Dehlizlerde yürüyorum. Loş, ıslak, pis dehlizlerde. Dar ve kaygan merdivenler, beni boşluğa fırlatıyor. En derinde hafif bir ışık. Kapılar. Hepsini tek tek açıyorum. Gördüğümü gördüğüm anda unutuyor, her anı tekrar yaşıyorum. Şimdi burada, başımın üstünde tonlarca ağırlıkta kayalar, kayalara oyulmuş odalar, odaları gizleyen duvarlar arasında, beni bunaltan hissin kaybolduğunu fark ediyorum. Şimdi burada tek şey var: Merak. Bu duygu, aşk kadar güzel. Dünyadan da eski bir kapıyı itiyorum. Kapının arkasında bir masa, masada sırrı dökülmüş bir ayna, önünde büyük kutular içinde envai çeşit kolyeler, küpeler, yüzükler... Aynadaki belli belirsiz görüntüme bakıyorum. Boynumu süsleyen kolyenin sahibini düşünüyorum. Bir zamanlar benim durduğum yerde durmuş, benim baktığım aynaya bakmış ve her şeyi geride bırakıp gitmiş bu kadının gördüklerini merak ediyorum. Hüzün, tüm şefkatiyle içimi dolduruyor ve huzur veriyor. Kuru dizlerinde uyanıyorum. Kıpırtısız duruyorsun. Yattığım yerden dışarıdaki ağaca bakıyorum. Kara kuş gitmiş. Bütün sorularımın bu kadını ünlediğini üzüntüyle anlıyorum.
6 Mayıs 2013 Pazartesi
Etkileşimsiz (11)
AYRILIK
Ayrılığın aynısı mı olurmuş? Aynılığın yarası mı olurmuş? Yaranın dili mi
olurmuş? Tuttum kopardım o dili. Sen rahat, ben üzgün. Susmam sana yer açacak
diye umutluyum. Bende her şey biter de bu umut bitmez diye umutluyum. Dağınıklığı
toplamam lazım. Oturduğun sedirdeki kelimelerden başlıyorum. Hepsini tek tek
yakalayıp bir kutuya koyuyorum. Biraz elim yanıyor. Bu kutuyu saklamalı mı
saklamamalı mı? Bunu bile soramam artık sana. Seni benden, beni senden ayıran
dil çıktı aramızdan. Şimdi bizi ne bağlayacak? Bahçede gri bir ağaç, ağaçta
kara bir kuş, kuşta gözlerim. Uçtu uçacak, gitti gidecek.
28 Nisan 2013 Pazar
Etkileşimsiz (10)
VAR
Şimdi senden daha gerçek bir şey yok bu odada. Söylenmiş ve söylenecek tüm sözler görünmez bir duvara çarpıp dökülüyorlar. Cümleler kelimelere, kelimeler harflere, harfler çığlıklara… Şimdi, tam şu anda, seninle benim aramdaki tek gerçek, ağzımın içini bir yara gibi kaplayan bu çığlık. Bağır desem bağırır mısın benimle? Dudaklarım elbirliği etmiş kapanmış birbirinin üstüne. Vermem acıyı dışarıya. Sen de vermezsin. Burada bir alışveriş yok zaten. Etkileşimsiz bir yalan var. Kayıp var. Kedi var. Ağaç, ölü, toprak, gemi, omzuma attığım şal, parmakların, sen, soru, ben var.
11 Nisan 2013 Perşembe
Etkileşimsiz (9)
UZAK
O kadar yaşlısın ki bütün bedenin dile gelmiş, hikâyesini
anlatıyor sanki. Göğsünün hırıltısı çok tanıdık. Hala yaşıyor olduğunun
garantisi. Kuru bir ağaç gibi dikiliyorsun kapıda. Kemiklerinin üzerini
kaplayan deri, şefkatsiz de yaşanabileceğinin kanıtı. Bakamıyorum. Yalnızlığın,
yaşlılığın o buruk kokusu ile besleniyor. Birbirimize söyleyecek bir şeyimiz
var mı bilmiyorum. Başka bir türmüşsün gibi bakıyorum sana. Ölüm evlerden ırak
olsun. Ölüm benden uzak olsun. Usulca oturuyorsun. Sedir hiç gıcırdamıyor.
10 Nisan 2013 Çarşamba
Etkileşimsiz (8)
YIKIM
Yıkım devam ediyor. Bütün
kent sessizce toprağa gömülürken, en büyük binalar en önce gidiyor. Koşuşturan insanlar
görüyorum, ellerinde evrak çantaları. Önemli işleri olduğu belli. Dönüp bakmıyorlar.
Kimse, bir şeylerin gömüldüğünü görmek istemiyor. Omzunda bir çanta var. İçinde
yazıların. Sen bakıyorsun. Bakmasan da biliyorsun. Tırnaklarının içi çamurla
dolu. Gecenin bir vakti ellerini dünyanın göğsüne saplamışsın yine, anlıyorum. Bir
ayağımı altıma alıyorum, bir elim kitabı tutuyor, sedir gıcırdıyor, evin yaşlı
tahtaları dile geliyor. Eski bir ninniyi dinliyorum. Bahçe kapısı tüm ağırlığı
ile yavaşça açılıyor.
2 Nisan 2013 Salı
Etkileşimsiz (7)
SEVGİLİYE
Hiç buluşmadık o kafede. Heyecanla beklemedim seni. Yüzünde çekingen
bir gülümseme ile gelmedin yanıma. Kahve. Sade olsun. Fincanı tutuşun bile
şefkatli. Her şey anlamlı, güzel. Bütün soruların büyük, cümlelerin akıllı,
kelimelerin hevesli. İşte diyorum ya olmadı bunlar hiç. Söylemediğin her şey
büyülüyor şimdi beni.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)