10 Mayıs 2013 Cuma

Etkileşimsiz (13)

SEN

Halbuki ben her akşam dizlerinde yatabilir, aynı rüyaları defalarca görebilirdim. Sen kıpırtısız oturabilir, dışarıdaki karanlığı seyredebilirdin. Anlamlar aramamız, her allahın günü şu lanet dünyaya alışmamız gerekmezdi. Ama sen her zaman planlıydın. Beni dizlerine yatırıp karanlıktan bahsettiğin günlerin sayısını bile belirlemiştin. Ben seziyordum. Seni durdurmak için uğraşıyor, ikna etmek için her şeyi istediğin gibi düzenlemeye çalışıyordum. İyileş diye büyüler yaptım, kurtulman için dünyanın en güçlü kahramanlarını seferber ettim, koştum, uçtum, atladım, bekledim, konuştum, sustum, durduramadım. Sen ölümdün.



9 Mayıs 2013 Perşembe

Etkileşimsiz (12)

ANLAM

Sebep akşamın karanlığı mı, sessizlik mi, yoksa içimden söküp atamadığım bu boğucu, gri, yapışkan duygu mu bilmiyorum. Dehlizlerde yürüyorum. Loş, ıslak, pis dehlizlerde. Dar ve kaygan merdivenler, beni boşluğa fırlatıyor. En derinde hafif bir ışık. Kapılar. Hepsini tek tek açıyorum. Gördüğümü gördüğüm anda unutuyor, her anı tekrar yaşıyorum. Şimdi burada, başımın üstünde tonlarca ağırlıkta kayalar, kayalara oyulmuş odalar, odaları gizleyen duvarlar arasında, beni bunaltan hissin kaybolduğunu fark ediyorum. Şimdi burada tek şey var: Merak. Bu duygu, aşk kadar güzel. Dünyadan da eski bir kapıyı itiyorum. Kapının arkasında bir masa, masada sırrı dökülmüş bir ayna, önünde büyük kutular içinde envai çeşit kolyeler, küpeler, yüzükler... Aynadaki belli belirsiz görüntüme bakıyorum. Boynumu süsleyen kolyenin sahibini düşünüyorum. Bir zamanlar benim durduğum yerde durmuş, benim baktığım aynaya bakmış ve her şeyi geride bırakıp gitmiş bu kadının gördüklerini merak ediyorum. Hüzün, tüm şefkatiyle içimi dolduruyor ve huzur veriyor. Kuru dizlerinde uyanıyorum. Kıpırtısız duruyorsun. Yattığım yerden dışarıdaki ağaca bakıyorum. Kara kuş gitmiş. Bütün sorularımın bu kadını ünlediğini üzüntüyle anlıyorum.






6 Mayıs 2013 Pazartesi

Etkileşimsiz (11)



AYRILIK

Ayrılığın aynısı mı olurmuş? Aynılığın yarası mı olurmuş? Yaranın dili mi olurmuş? Tuttum kopardım o dili. Sen rahat, ben üzgün. Susmam sana yer açacak diye umutluyum. Bende her şey biter de bu umut bitmez diye umutluyum. Dağınıklığı toplamam lazım. Oturduğun sedirdeki kelimelerden başlıyorum. Hepsini tek tek yakalayıp bir kutuya koyuyorum. Biraz elim yanıyor. Bu kutuyu saklamalı mı saklamamalı mı? Bunu bile soramam artık sana. Seni benden, beni senden ayıran dil çıktı aramızdan. Şimdi bizi ne bağlayacak? Bahçede gri bir ağaç, ağaçta kara bir kuş, kuşta gözlerim. Uçtu uçacak, gitti gidecek.

 


 

 

28 Nisan 2013 Pazar

Etkileşimsiz (10)


VAR

Şimdi senden daha gerçek bir şey yok bu odada. Söylenmiş ve söylenecek tüm sözler görünmez bir duvara çarpıp dökülüyorlar. Cümleler kelimelere, kelimeler harflere, harfler çığlıklara… Şimdi, tam şu anda, seninle benim aramdaki tek gerçek, ağzımın içini bir yara gibi kaplayan bu çığlık. Bağır desem bağırır mısın benimle? Dudaklarım elbirliği etmiş kapanmış birbirinin üstüne. Vermem acıyı dışarıya. Sen de vermezsin. Burada bir alışveriş yok zaten. Etkileşimsiz bir yalan var. Kayıp var. Kedi var. Ağaç, ölü, toprak, gemi, omzuma attığım şal, parmakların, sen, soru, ben var. 






 
 

 

11 Nisan 2013 Perşembe

Etkileşimsiz (9)

UZAK

O kadar yaşlısın ki bütün bedenin dile gelmiş, hikâyesini anlatıyor sanki. Göğsünün hırıltısı çok tanıdık. Hala yaşıyor olduğunun garantisi. Kuru bir ağaç gibi dikiliyorsun kapıda. Kemiklerinin üzerini kaplayan deri, şefkatsiz de yaşanabileceğinin kanıtı. Bakamıyorum. Yalnızlığın, yaşlılığın o buruk kokusu ile besleniyor. Birbirimize söyleyecek bir şeyimiz var mı bilmiyorum. Başka bir türmüşsün gibi bakıyorum sana. Ölüm evlerden ırak olsun. Ölüm benden uzak olsun. Usulca oturuyorsun. Sedir hiç gıcırdamıyor.

 

10 Nisan 2013 Çarşamba

Etkileşimsiz (8)

YIKIM

Yıkım devam ediyor. Bütün kent sessizce toprağa gömülürken, en büyük binalar en önce gidiyor. Koşuşturan insanlar görüyorum, ellerinde evrak çantaları. Önemli işleri olduğu belli. Dönüp bakmıyorlar. Kimse, bir şeylerin gömüldüğünü görmek istemiyor. Omzunda bir çanta var. İçinde yazıların. Sen bakıyorsun. Bakmasan da biliyorsun. Tırnaklarının içi çamurla dolu. Gecenin bir vakti ellerini dünyanın göğsüne saplamışsın yine, anlıyorum. Bir ayağımı altıma alıyorum, bir elim kitabı tutuyor, sedir gıcırdıyor, evin yaşlı tahtaları dile geliyor. Eski bir ninniyi dinliyorum. Bahçe kapısı tüm ağırlığı ile yavaşça açılıyor.

2 Nisan 2013 Salı

Etkileşimsiz (7)

SEVGİLİYE

Hiç buluşmadık o kafede. Heyecanla beklemedim seni. Yüzünde çekingen bir gülümseme ile gelmedin yanıma. Kahve. Sade olsun. Fincanı tutuşun bile şefkatli. Her şey anlamlı, güzel. Bütün soruların büyük, cümlelerin akıllı, kelimelerin hevesli. İşte diyorum ya olmadı bunlar hiç. Söylemediğin her şey büyülüyor şimdi beni.